Matematik Biliminin Tarihsel Gelişimi

İnsanlık tarihinin en eski bilimlerinden biri olan matematik, çok eskilerde sayıların ve şekillerin ilmi olarak tanımlanırdı. Matematik de diğer bilim dalları gibi geçen zaman içinde büyük bir gelişme gösterdi; artık onu birkaç cümleyle tanımlamak mümkün değil.
Yazılı literatüre M.Ö.380 yılında Platon tarafından katılan matematik sözcüğü, ilk kez M.Ö.550 yılında Pisagor okulu üyeleri tarafından kullanılmıştır. Kelime anlamı “Öğrenilmesi gereken şey” yani, bilgidir. Eski Yunanca matesis kelimesi matematik kelimesinin köküdür ve ben bilirim anlamına gelmektedir.

Matematiğin nerede ve nasıl başladığı ile ilgili kesin bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte M.Ö.3000-2000 yılları arasında Mısır ve Mezopotamya’da başladığı söylenebilir.

Herodot’a (M.Ö.485-415) göre matematik Mısır’da başlamıştır. Topraklarının %97’si tarıma elverişli olmayan Mısır’a hayat veren, Nil Deltası’nı oluşturan %32’lik kısımdır. Her sene yaşanan ve Nil Nehri’nin neden olduğu taşkınlar sonucunda, toprak sahiplerinin arazilerinin sınırları belirsizleşmektedir. Sahip olunan toprakla orantılı olarak vergi ödendiği için, her taşkından sonra, devletin bu işlerle ilgili görevlileri gerekli ölçümleri yapıp, toprak sahiplerinin önceki yıllarda sahip oldukları toprak kadar vergi vermelerini sağlamaktadır. Herodot geometrinin bu ölçüm ve hesaplar sonucunda oluşmaya başladığını söylemiştir.

Matematiğin tarihçesi zaman dilimi içerisinde 5 farklı döneme ayrılır.

Birinci dönem, başlangıçtan M.Ö. 6. yüzyıla kadar, Mısır ve Mezopotamya’da yapılan matematiği kapsar. Mısır’da bilinen matematik, tam ve kesirli sayıların 4 işlemi, bazı geometrik şekillerin alan ve hacim hesaplarıdır.
Ayni dönemde Mezopotamya’da matematik biraz daha ileridir; Matematik, günlük hayatin ihtiyaçlarına (takvim belirlemek, muhasebe ve mimari hesaplar gibi) yönelik, henüz sanat düzeyine ulaşmamış olup, zanaat düzeyinde bir uğraşıdır. Formel ifadeler, formüller ve akil yürütmeye dayalı ispatlar yoktur.

İkinci dönem, M. Ö. 6. yüzyıl’dan M. S. 6. yüzyıl ’a kadar uzanan Yunan matematiği dönemidir. Matematiğin nitelik değiştirdiği, zanaat düzeyinden sanat düzeyine geçtiği dönemdir.

Üçüncü dönem, 500-1700 yılları arasındaki Hint, İslam ve Rönesans Dönemi Avrupa matematiğini kapsayacak olan dönemdir. Müslümanların matematiğe katkısı ciddi bir tartışma konusudur. Müslümanların matematiğe, Yunan matematiğini yaşatmak ve Batı’ya transfer etmekten başka bir katkısının olmadığını öne süren görüşe sahip kişilerin aksine, Müslümanların matematiğe özgün katkıları olduğunu savunan kişiler de olmuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalar, matematiğin en önemli buluşu olan türevin, Avrupalılardan 500 yıl önce Azerbaycanlı Şerafettin Al-Tusi tarafından bulunmuş olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Dördüncü dönem, 1700-1900 yıları arasında kalan, matematiğin altın çağı olarak herkes tarafından bilinen, Klasik Matematik Dönemi’dir. Büyük hipotez ve teorilerin ortaya çıktığı, matematiğin kullanım alanının bütün bilim dallarını kapsayacak şekilde genişlediği bir dönemdir. Bugün üniversitelerde okutulan matematiğin büyük bir kısmı bu dönemin ürünüdür.

Beşinci dönem 1900’lü yılların başından günümüze kadar uzanan ve Modern Matematik Çağı olarak adlandırılan, içinde bulunduğumuz dönemdir.  Matematik deneysel bir bilim olmadığı için, kesin yargıyı deneyle elde etme olanağı yoktur. Bu nedenle matematiğin temellerini sorgulayan sorunların çözüme ulaştırılması gerektiğini düşünen matematikçiler, matematiği tutarlı yasalara dayalı bir temele oturtma çabasına girişmişlerdir. Bu uğraşların sonucunda modern matematik doğmuştur. Modern matematiğin en önemli özellikleri, önceki dönemlere kıyasla daha soyut, göreceli ve kuramsal oluşudur.

Matematik çok hızlı gelişen, çok yüksek bir teknik düzeye erişmiş, bu nedenle de gittikçe zorlasan ama bir o kadar da çekici, ancak tutku ile yapılabilen bir bilimdir.